Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey
Köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle yayımlanan Şiir Tutkusu, genç şair Tutku Yılmaz’ın aşk, yalnızlık, kırılganlık, varoluş sancısı ve içsel çöküş etrafında şekillenen şiirlerinden oluşan yoğun duygusal bir şiir kitabı. Yılmaz, önsözde şiiri yalnızca bireysel bir ifade biçimi değil, “herkesin ortak duygularına ait evrensel bir alan” olarak gördüğünü özellikle vurguluyor.
Kitap boyunca modern insanın yalnızlığı, karşılıksız aşkın psikolojik yıkımı, aidiyet arayışı ve genç kuşağın duygusal kırılmaları dikkat çekiyor. “Bir Garip Muhakeme”, “Şiir Taziyesi”, “Bir Şairin Notu” ve “Yoruldum Reis” gibi şiirlerde bireyin kendi iç dünyasıyla yaptığı hesaplaşma, yer yer depresif bir bilinç akışına dönüşürken; “Nazilli Aydınlanıyor”, “Bir Türküsün Sen” ve “Bana Şiir Oku” gibi şiirlerde ise romantizm ile melankoli iç içe geçiyor. Özellikle kitabın genelinde tekrar eden “şiir”, “sigara”, “gece”, “gidiş”, “hasret” ve “ölüm” imgeleri, günümüz gençliğinin duygusal yalnızlığını temsil eden sembollere dönüşüyor. Şiir Tutkusu, yalnızca bir aşk kitabı değil; aynı zamanda modern çağın ruhsal yorgunluğunu şiir diliyle anlatmaya çalışan genç bir kuşağın iç dökümü olarak da okunabilir.
Yeni kitabınız hayırlı olsun Tutku Bey. Söyleşimize sizi tanıtarak başlamak istiyorum. Tutku Yılmaz kimdir?
1998 yılında Bartın’da doğdum. İlk ve ortaöğretimimi köyüm olan Terkehaliller köyünde bitirip, Bartın Turgut Işık Sağlık Meslek Lisesi’nde hemşirelik bölümünde lise öğrenimimi tamamlarken kafelerde garsonluk yaparak geçimimi sağladım. Mezun olduktan sonra Zonguldak’ta özel hastanede hemşire olarak çalışmaya başladım. Hastane dışında da PRP ve evde hasta pansumanlarına gidiyordum. 2022’den beridir sözleşmeli memur olarak hayatıma devam ediyorum.
Tutku Bey, 88 sayfa olan şiir kitabınızı bana yollanan PDF nüshasından beğenerek okudum. Eseri okuyanların da bana hak vereceğine inanıyorum. Kanaatimce her eser, toplumsal ya da kişisel bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde her yazarın da kalemi eline alırken bilinçli ya da sezgisel bir yönelimi, bir derdi, bir amacı bulunduğuna inanıyorum. Bu çerçevede sormak istiyorum. Bu kitabı kaleme almanıza yol açan temel ihtiyaç neydi?
Yazmak benim için her zaman bir ihtiyaçtı. Duygularımı çok yoğun yaşayan biri olmamın yanı sıra, empati yeteneğimin de yüksek olduğunu düşünüyorum. Okuduğum bir hikâye, dinlediğim ve ortak olduğum bir dert, izlediğim bir film, şahit olduğum bir olay… Bunun gibi bir sürü örnek verebilirim yazmama sebep olan.
Kitabımın önsözünde de belirttiğim gibi bu yüzden şiirin sebebi olur ama sahibi olmaz. Bu yüzden şiir evrenseldir. Benim yazmak için sebebim her zaman oldu, o yüzden birçok şiirin hikâyesi vardır. Gardenya şiirini gardenya çiçeğinin mitolojik hikâyesinden esinlenerek yazdım. Satırlarıma Kulak Ver şiiri kanser bir hastamın hayat hikâyesinden esinlenildi. Bunun gibi birçok şiirim gerçek duygu ve hikâye barındırıyor. Ve hepsi bana ait değil, kitapta da belirttiğim gibi bu şiirler herkesin dizeleridir.
Şiirlerinizde hem geleneksel romantik şiirin izleri hem de modern psikolojik kırılmalar hissediliyor. “Bir Garip Muhakeme” şiirinde kalp, mantık ve benlik arasında kurulan iç hesaplaşma oldukça dikkat çekici. Bu da bana bu şiirleri uzak bir yoldan getirdiğiniz hissi verdi. Bu temelde şu soruları sormak istiyorum:
1) Ne zamandan beri şiir yazıyorsunuz?
2) Şiir yazmak konusunda herhangi bir eğitim aldınız mı, yoksa tamamen kendi deneyiminizle mi geliştirdiniz?
3) Bu eserdeki şiirler ne kadar sürede tamamlandı?
-
Çocukken babamın bana hediye ettiği Ahmet Selçuk İlkan’ın kitabını okumakla başladı bu heves. Çocukken başladım şiir yazmaya. Zamanla bu bende alışkanlık hâline geldi ve sürekli yazdım.
-
Herhangi bir eğitim almadım. Şiirlerimi her zaman paylaşmayı sevdim. Kitaptan önce de seslendirdiğim ve paylaştığım platformlar oldu. Çevremden gelen geri dönüşler, beğenilen şiir tarzının devam etmesinde büyük katkıda bulundu.
-
Bu eserdeki şiirler, lise yıllarımda yazdıklarımdan tutun bu yıl içerisinde yazdığım şiirlere kadar sırasız ve karışık olarak toparlandı. Kitapta olmayan bir kitap kadar daha şiirim duruyor.
Her insanın şiiri ve şairliği tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre şair, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce şair kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir ve iyi bir şairi diğerlerinden ayıran asıl özellik ne olmalıdır?
Bence şair, sadece şiir yazan değil, o şiiri yaşayandır. Önce kendisi hissetmesi lazım ki o duyguyu daha sonra okura aktarabilsin. O yüzden şairin empati yeteneğinin olması şarttır benim gözümde. Sadece kendi hislerine değil, başkalarının acılarını, özlemlerini, sevinç ve hüzünlerini de yoğun şekilde hissedip satırlara yansıtabilmesi gerekir. Bence iyi bir şairi ayıran en iyi özellik, yaşadığı o yoğun duygular ve bunları kelimelere tercüme edebilme yeteneğidir.
Tutku Bey, dikkatimi çeken şu oldu: Kitap boyunca gece, sigara, yağmur, sahil ve karanlık gibi imgeler tekrar ediyor. Bu tekrarlar bilinçli bir şiir estetiği mi, yoksa ruh hâlinizin doğal yansıması mı?
Bu kelimeler şiirin ve depresyonun temel yansımalarıdır aslında bence. Bu kelimelerin sürekli tekrar etmesi, o duyguyu yaşayan insanların tanım kelimeleridir aslında. İnsan en çok geceleri yalnız kalır, ince ruhlu insanlar huzur için yağmura sığınır, depresyonun rengi ne olursa olsun her zaman karanlıktır, sahil ve deniz edebiyat için vazgeçilmez bir huzur ve aynı zamanda hüzündür. Bunlar benim görüşlerim değil, dertleştiğim insanların, bu duyguları yaşayanların geri dönüşlerine nazaran tanımlanmış durumlardır.
“Beceremiyorum unutmayı da alışmayı da” dizesi, yalnızca bir ayrılığın değil; sosyal medya çağında sürekli görünür olmaya çalışan ama içten içe yalnızlaşan bir kuşağın duygusal tükenmişliğini de anlatıyor gibi. İnsanlar artık ilişkilerde gerçekten sevmeyi mi arıyor, yoksa yalnız kalma korkusunu bastıracak bir yakınlığa mı tutunuyor?
Bence çağımızdaki insanlar – özellikle genç kesim – sevmekten önce sevmenin ne olduğunu öğrenmeye çalışıyor. Dijital çağdan olsa gerek birçok duyguyu sanal ortamlarda birbirleriyle karıştırmaya başladık. Henüz sevmeyi öğrenememişken bu arayışta yalnız kalmak da bir fobi hâline geliyor ve bu yalnızlık korkusunu bastırmak için sahte samimiyet ve sevgi göstergeleri peyda oluyor. Bu dizede basite indirgenmiş unutmak fiili ve insanoğlu için en zor şey olan alışmanın sıradanlaşmasına bir sitem vardır aslında.
“Gittikten sonra fark edilen insan” fikri, kitabınızın en vurucu ve en hüzünlü temalarından biri olarak öne çıkıyor. Özellikle modern yaşamın hızında insanlar, yanlarında duran birinin varlığını çoğu zaman sıradanlaştırıyor; fakat o kişi gidince geriye büyük bir boşluk kalıyor. Sorum şu: İnsanlar sevgiyi sahip oldukları anda değil de kaybettikten sonra mı fark ediyor?
Kesinlikle evet. Çağımızda insanlar yanındayken kıymet bilmeyip, onu kaybettikten sonra değerini anlıyor. Bu da haliyle geç oluyor herkes için olmasa da. Oysa bir dost, bir eş, bir anne, bir baba – kimi örnek göstermek isterseniz gösterin – çoğu insan onu kaybettikten sonra anlıyor ne kadar kıymetli olduğunu ve aslında onu ne kadar sevdiğini. Üzülerek söylüyorum ki bu durum sanat ve edebiyat camiasında da böyle olmuştur.
Ben aşkın insanı iyileştirdiğine inananlardanım. Ancak sizin şiirlerinizde aşk, çoğu zaman insanı onaran değil; yoran, yaralayan ve içten içe tüketen bir duygu olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle şiirlerinizdeki karakterlerin aşk karşısında giderek yalnızlaşması ve ruhsal olarak yıpranması dikkat çekiyor. Sizce aşk, benim gibilerin romantikleştirdiği kadar masum ve iyileştirici bir duygu mu; yoksa insanın ruhsal dengesini bozabilecek kadar güçlü, tehditkâr bir hâl mi?
Aşkın kesinlikle romantik olduğunu düşünmüyorum. Romantik olan şey sevgidir. Aşkın içinde ihanet vardır, yasaklanmışlık vardır, ihtiras vardır. Sevgi kadar yalın ve romantik değildir aşk. Sevgi insanı öldürmez, aşk öldürür. Sevgi insanı iyileştirir, aşk hasta eder. Sevgi güzelliktir, sadeliktir, sadık olmaktır; aşk ise tam tersi. Anadolu’nun efsanesi Neşet Ertaş’ın da dediği gibi: “Kavuşamazsın aşk olur.” Aşkta birliktelik aranmaz, aşk hiçbir zaman iki kişilik değildir. Ya tek kişi olursun ya da üç kişi. Bir taraf kendini feda ederken diğer taraf ya hiç olmaz ya da başkasıyla olur.
Türk edebiyatında size ilham veren 5 şair ve 5 eser ismini sorsak yanıtınız ne olurdu?
En başta Ahmet Selçuk İlkan’ın Erkekler Hep Yalnız Ağlar kitabını söylemeliyim. Şiir ile tanışmam bu kitap sayesinde oldu. Daha sonra kendisinin bir okuru ve hayranı oldum.
İkinci eser kesinlikle Ali Lidar’ın eserleridir. Özellikle Alengirli Şiirler ve Tesirsiz Parçalar eserleri biz gençlere ilham kaynağı oluyor düşüncesindeyim.
Attilâ İlhan’ın eserleri arasından seçim yapmak oldukça güç ama aklıma ilk gelen eserleri Ben Sana Mecburum, Ayrılık Sevdaya Dahil oldu.
Ve tabii ki de Mavi Gözlü Dev Nâzım Hikmet Ran. Bütün şiirleri genç yazar ve şairlere ilham kaynağı olmuştur eminim.
Söyleşi yaptığım yazarlara şu soruyu soruyorum. Çünkü sosyal medya gerçekliği, dijitalleşen, yapay zekâlaşan bir gelecek içinde yaşıyoruz. O soru da şu: Şiirin gelecekte hiçbir karşılığının kalmayacağını, hatta edebiyatın bile tamamen ortadan kalkacağını savunanlar var. Bu fikre katılır mısınız?
Kesinlikle katılmıyorum. Ne kadar dijitalleşen bir çağda olsak da duygular karışsa bile varlığını hiçbir zaman kaybetmiyor. İnsanı insan yapan şey duygularıdır. İnsan duygularını kaybetmediği sürece edebiyatın da varlığını sürdüreceği kanaatindeyim.
Karşılık almaya gelecek olursak, geleceğe bakmamıza gerek yok. Günümüzde bile şiir ve sanatın hak ettiği değeri görmediği düşüncesindeyim. Duygularımızı kaybetmesek bile dijital çağda duygularımızın daha da sığlaştığını inkâr edemem. Günümüzden 30-40 yıl öncesine gidip bir kıyaslama yaptığımızda bile sanat eserlerindeki duyguların yoğunluğu ile şu anki sanatta yaşanan duyguların sığlığını kolaylıkla fark edebiliriz.
Çağımızda duyguları ile hareket eden insanların toplum tarafından dışlandığı da yadsınamaz bir gerçekliktir. Benim çevremde bile şiir ile ilgilendiğimi gören insanların, gülünç durumda olduğumu belirtmekten çekinmediklerini saydam bir şekilde fark ettim ne yazık ki. Bu tarz insanları rahatlıkla kendi çevrenizde de görebilirsiniz.
Tutku Bey, çalışmalarınızın başarıyla devam etmesini temenni eder, bundan sonraki üretimlerinizde kolaylıklar ve ilham dolu süreçler dilerim.


