Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey
Köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle okurla buluşan Deryada Bir Damla, Nigar Malkoç Ateş'in ilk basılı şiir kitabı olmasına rağmen güçlü bir şiir hafızası taşıyan, içten ve olgun bir eser. 1958 yılında Erzincan'da doğan, yıllardır şiirle yaşayan yazar; bireysel acıları toplumsal hafızayla buluştururken doğayı, çocukluğu, sevgiyi, memleketi, vicdanı ve direnişi aynı şiir ikliminde bir araya getiriyor.
Kitap boyunca Fırat, Munzur, kuşlar, dağlar, çocuklar ve gökyüzü yalnızca birer imge değil; insan ruhunun taşıdığı hafızanın sembollerine dönüşüyor. "Herkes bende dinlenmek istedi, kimse sormadı ne kadar yorgun olduğumu.", "Seni yara diye sandım, içime koydum; içinden çocukluğum çıktı." ya da "Vicdanına yaslanmış ise kalem, hangi hükümdar dizginleyebilir hakikatin sesini?" gibi dizeler, okuru yalnızca şiirin estetik dünyasına değil, kendi iç hesaplaşmasına da davet ediyor. Böylece Deryada Bir Damla, yalnızca şiirlerden oluşan bir kitap olmaktan çıkarak; insanın kendisini, toplumunu ve çağını anlamaya çalışan güçlü bir vicdan metnine dönüşüyor.
Yeni kitabınız hayırlı olsun Nigar Hanım. Söyleşimize sizi tanıtarak başlamak istiyorum. Nigar Malkoç Ateş kimdir?
01.10.1958 Erzincan doğumlu, 9 kardeşin ortanca çocuğudur.
102 sayfa olan kitabınızdaki şiirlerinizde oldukça olgun bir dil, güçlü imgeler ve uzun yılların birikimini hissettiren bir duyarlılık var. Bu nedenle şunu merak ediyorum: Şiir sizin hayatınıza ne zaman girdi?
Şiir hayatıma 20 yıl evvel, toplumsal ve kişisel olaylardan dolayı girdi.
Kanaatimce her yapıt, toplumsal ya da bireysel bir gereksinimin izdüşümüdür; gerekçesiz yazılan hiçbir metin yoktur. Nasıl ki her yazarın kalemi eline alırken bilinçli veya sezgisel bir arayışı, bir derdi varsa, bu eserin de bir çıkış noktası olmalı. Buradan hareketle; bu kitabı var eden, sizi onu yazmaya yönelten asıl ihtiyaç neydi?
Toplumsal olayların, dünyada, ülkemizde ve hayatımda yaşanan olumsuz olaylar sebebiyle.
Şiirlerinizde bireysel acı ile toplumsal hafıza sürekli iç içe ilerliyor. “Bütün dünya bütünümdür, neresi sancıysa oradadır canım.” derken bireysel duyarlılığı evrensel bir vicdana dönüştürüyorsunuz. Sizce şiirin asli görevi bireyin duygularını anlatmak mı, yoksa toplumun hafızasını diri tutmak mı?
Toplumun hafızasını diri tutmaktır.
Bugün dijital çağda şiirin okur kitlesinin daraldığı sıkça dile getiriliyor. Buna rağmen siz yoğun imgeler, semboller ve çağrışımlarla örülü bir şiir dili kuruyorsunuz. Sizce modern okur şiiri terk mi ediyor yoksa bu bir abartı mı?
Abartıdır bence, sadece erişimi kolaylaştı o kadar.
Kitabınızın belki de en çarpıcı dizelerinden biri: “Herkes bende dinlenmek istedi, kimse sormadı ne kadar yorgun olduğumu.” Bu yalnızca bireysel bir kırgınlık mı, yoksa özellikle kadınların toplum içinde görünmeyen yüklerine dair şiirsel bir itiraz mı?
Ben de içinde olmak üzere kadınların görünmeyen yüklerine bir itiraz.
Her insanın şiiri ve şairi tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre şair duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce şair kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir?
Topluma ayna tutarak değişimi tetikleyen kişidir.
Türk edebiyatında size ilham veren 5 şair ve 5 eser ismini sorsak yanıtınız ne olurdu?
-
Şükrü Erbaş – Canı Cehenneme
-
Yaşar Kemal – Yalanın Gücü Doğrunun Güçsüzlüğünden Değildir
-
Ahmet Arif – Hasretinden Prangalar Eskittim
-
Mehmet Uzun – Ben Ruhu Zedelenmiş İnsanların Yazarıyım
-
Nâzım Hikmet – Söylenecek Ne Kadar Güzel Şeylerim Vardı İnsanlara
Nigar Hanım, bana zaman ayırdığınız için teşekkür eder, çalışmalarınızın başarıyla devam etmesini temenni ederim.
Ben teşekkür ederim zamanınızı ayırıp bu fırsatı verdiğiniz için.


