Prof. Dr. Babürhan Özbek: “Gerçek ilim, kişinin kendini bilmesidir.” - Kalan Basım Yayım Dağıtım (Kalan Yayınları)
Prof. Dr. Babürhan Özbek: “Gerçek ilim, kişinin kendini bilmesidir.”
26 Haziran 2026
Prof. Dr. Babürhan Özbek: “Gerçek ilim, kişinin kendini bilmesidir.”
OKUNMA : 200

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

Köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle yayımlanan Kalplere Sevgiyle Dokunmaya Devam, yalnızca bir kalp ve damar cerrahının meslek hatıralarını anlatan bir kitap değil; tıp, etik, psikoloji, felsefe ve tasavvufu aynı düşünce ekseninde buluşturan çok katmanlı bir yaşam metni niteliği taşıyor. İçindeki son derece güzel aforizmalar da cabası. Prof. Dr. Babürhan Özbek, binlerce açık kalp ameliyatından süzülen mesleki deneyimini "Kalbin dili sevgidir." anlayışıyla yorumlarken; insanın yalnızca biyolojik değil, zihinsel ve manevi bütünlüğünü de sorguluyor.

"Kimin Hayatını Yaşıyoruz?", "Dünya Okulundan Mezun Olabilecek misin?", "Bağ Kurmak ve Etik", "Çocuk Yetiştirmek mi? Çocukla Yetişmek mi?" gibi bölümlerde okuru kendisiyle yüzleşmeye davet eden eser, sağlık kavramını hastalıkların tedavisinin ötesine taşıyarak anlam, sorumluluk, öz değer ve sevgi üzerinden yeniden tanımlıyor. Özellikle gerçek ameliyat hikâyeleriyle felsefi metinlerin iç içe geçtiği yapısı, kitabı klasik kişisel gelişim kitaplarından ayıran en belirgin özelliklerden biri hâline getiriyor.


Yeni kitabınız hayırlı olsun Babürhan Bey. Söyleşimize sizi tanıtarak başlamak istiyorum. Babürhan Özbek kimdir?

Teşekkür ederim. Kalp damar cerrahisi profesörüyüm. Avrupa Kalp Damar Cerrahları Topluluğu Danışma Kurulu’nda ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Akademik Kurulu’nda görev yapmaktayım. Aort kapak tamir cerrahisinde geliştirdiğim prosedüre kendi soyadımı vererek, "Özbek Prosedürü" ile dünya tıp literatürüne katkı sağlamaktayım. "Kalbin dili sevgidir" felsefesiyle, kalp ve damar cerrahisi hekimliğini sanat, ameliyathaneyi de sevgi atölyesi olarak kabul ediyorum. 10.000'in üzerinde açık kalp ameliyatına aktif olarak katılarak, kalplere sevgiyle dokunmaya devam etmekteyim.


Babürhan Bey, 134 sayfa olan eserinizi beğenerek okudum. Ve tabii aforizmalarınızı da. Kanaatimce her eser, toplumsal ya da kişisel bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar; sebepsiz yazılan metin yoktur. Aynı şekilde her yazarın da kalemi eline alırken bilinçli ya da sezgisel bir yönelimi, bir derdi, bir amacı bulunduğuna inanıyorum. Bu çerçevede sormak istiyorum. Bu kitabı kaleme almanıza yol açan temel ihtiyaç neydi?

"Kalbin dili sevgidir." Sevgi, maddi boyutla sınırlı olmadığınızı hatırlatır size. Derinleşerek, maneviyatla bağlantı kurarsınız. Kendinize olan yolculuğunuzda, maddiyat ile maneviyat arasına köprüleri neden koyduğunuzu keşfedersiniz. Kendinize iyi bir yol arkadaşı seçmeden önce, lütfen kendinize iyi bir yol arkadaşı olun. Sevgi, bu yolda sizin pusulanızdır.

Kitabımda vurguladığım üzere; özünüze dönüş yolculuğunuzda, sevgiyle bütünlüğü hissederek sevginin kendisi olursunuz. Bilinç genişletmek ve farkındalığı artırmak için kaleme aldığım eserimin, kalplere sevgiyle dokunacağını ve ortak bilinci yükselteceğini biliyorum.


Kitabınızın merkezinde "Kalbin dili sevgidir." düşüncesi yer alıyor. Ancak siz sevgiyi yalnızca bireysel bir duygu olarak değil; insanı, toplumu ve hatta sağlığı dönüştüren bir bilinç hâli olarak ele alıyorsunuz. Bugün öfkenin, kutuplaşmanın ve sevgisizliğin giderek arttığı bir dünyada sevgiyi nasıl çoğaltabiliriz? Neler söylemek istersiniz?

Dünya, kendi yansımanı gördüğün dev bir aynadır aslında. Yansımanı değiştirmek için uğraşman da beyhude bir çabadır. Kendine yönel, kendini keşfet. Dolayısıyla aynadaki yansıman yani dünyan da değişecektir. Kendini keşif yolculuğunda, sevgiyi kendine koşulsuz olarak sunmalısın. Kendinde olmayanı, başkasına nasıl verebilirsin?


Kitabınızda çok dikkat çekici bir ifade kullanıyorsunuz: "Samimi bir tebessüm ile anlaşılmak, en güzel reçetedir. Farkındalık ile gelen iyileşme isteği, en güzel tedavidir. Gerçek koruyucu hekimlik ise uyanış bilincidir." Bugün tıp daha çok hastalıkları tedavi etmeye odaklanmış durumda. Siz ise asıl tedavinin insanın kendisini anlaması ve farkındalık kazanmasıyla başladığını söylüyorsunuz, ki ben de bu görüşü daha doğru buluyorum. Sizce geleceğin hekimliği yalnızca bedenin hastalıklarını tedavi eden bir meslek olmaktan çıkıp, insanın bilinç ve yaşam biçimini de dönüştüren daha bütüncül bir anlayışa doğru evrilir mi?

Literatüre hakim olmayan hekim eksik kalır fakat literatür bilgisi, hekimi tamamlamaya yetmez. Doktor, açık fikirli ve bütüncül olduğunda hekimliğe giriş yapar. Tedavide önemli olan, hastanın kendisini hasta eden nedenleri anlama ve onlarla vedalaşma arzusudur. Hekimlik sanatı, asıl iyileşmenin farkındalıkla başladığını bilir. Bu, aynı zamanda koruyucu hekimliktir. Klinik zekâ, yetenek, uyum, vicdan ve tecrübe hekimlik sanatını yüceltir. Hekim, birikimlerini şefkatle bilgiye dönüştürerek bilgeliğe yol alır.


Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere birçok uluslararası sağlık kuruluşu, kalp-damar hastalıkları ile kronik hastalıkların dünya genelinde artmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Siz hem binlerce açık kalp ameliyatı gerçekleştirmiş bir cerrah hem de insanı bütüncül olarak ele alan bir hekim olarak bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bugün asıl hasta olan bedenimiz mi, yoksa modern insanın ruhu, yaşam biçimi ve anlam dünyası mı?

İçinizdeki neşenin farkında olun, duygularınızı özgürce yaşayın. Duygunuzu yaşayan da, ifade eden de, yöneten de sizlersiniz. Sürecin kontrolünü başkasına bırakmayın. Buna "duygu yönetiminde sorumluluk almak" denir. Sizde karşılık bulan duyguyu hissettikten sonra onu kabul etmeniz, anlamlandırmanız ve sağlıkla yapılandırmanız sizin elinizde. "İçinden akıp geçmek" kavramı da bunu ifade etmektedir.

Ancak sağlıklı duygu yönetimi için kendinizi eğitmeniz gerekiyor. Sizin esas besin kaynağınız, yüklediğiniz anlamlarda gizlidir çünkü. Bastırmaya çalıştığınız duygular ise yok olmaz. Bedende "hastalık" olarak ifade bulabilir. Çünkü bedeniniz bilgedir ve sizi, size hatırlatır. Derinlere gömülen duygularınız, gün yüzüne çıkmak isterlerse ciddi kaşıntılarınız olabilir. Kronikleşebilir. "Beni derinlerde yok sayma, beni yaşa ve çözümle!" diyor olabilir misiniz, cildiniz üzerinden kendinize?

Kendini ifade etme konusunda yetersizlik hisseden ve hatayı sürekli kendinde arayan bir kişinin bağışıklık sistemi de kendi dokularına karşı bir savunma reaksiyonu geliştirebilir. Otoimmün denilen hastalıklarla, "Kendine savaş açıyorsun; kendini suçlamayı ve kendine yabancılaşmayı bırak!" diyor olabilir misiniz kendinize? Graves hastalığı, Hashimoto tiroiditi, Polimiyozit, Romatoid artrit, Lupus, Vaskülit... gibi otoimmün hastalıklarda, kişinin kendi bağışıklık sistemi kendi dokularına savaş açabilir. Vücut kendi dokularını yabancı olarak algılayabilir ve inflamatuar doku hasarı meydana gelebilir. Bu kişiler kırılgandırlar. Bedeniniz üzerinden iç barışı arıyor olabilir misiniz?

Zihnindekileri kontrolsüz büyütenler; nefret, korku, pişmanlık, belki de öfkelerini derinlerde aktif olarak yaşayanlar... Stres, tükenmişlik, uykusuzluk, kontrolsüz hücre bölünmesi denilen kanser oluşumu ile "Zihninde büyüttüklerin sana hizmet etmiyor; hatırla, kontrol sende!" diyor olabilir misiniz, bedeniniz üzerinden kendinize?

Kendiniz olamamanın acısı çok büyüktür. Olduğunuz gibi sevilmemişseniz, herkesi memnun etmeye çalışırsınız, insanların sizden hoşlanması için çok çaba göstermeye başlarsınız.


Kitabınızdaki şu aforizma beni etkiledi: "İnsan olmak niyet değil, bilinç meselesidir." Bu güçlü ve üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir aforizma. Okurlarınız için bunu açar mısınız?

İnsan düşünmeyi başkasına devrettiği anda, etik olmaktan çıkar. Sadece uygular, sadece yerini korur. Oysa etik, hayatı bilinçli görüp görmediğinle ilgilidir. Kötülük çoğu zaman niyetten değil, farkındalık eksikliğinden doğar. En büyük yanılgılardan biri, kötülük yapmadığını sanmaktır. Asıl soru şudur: "Gerçekten görmüyor muyum?" Çünkü görmeyen insan, zarar verebilir. İnsan olmak niyet meselesi değil, bilinç meselesidir.

Sadece güzel ve konforlu olanla değil, zıddıyla da karşılaşma cesareti gösterebildiğinizde; şefkati de, meydan okumayı da aynı gözle görebilirsiniz. İnsanlar çoğunlukla doğru ile yanlış arasında yaşadıklarını sanırlar. Oysa yaşanılan, kolay ile sorumluluk arasındaki tercih olabilir. Düşünmek, sorumluluktur. İnsan ancak bir hayatı bilinçli olarak görebildiği yerde kendisi olmaya başlar.


Kitabınızda "Hayat size karşı değildir; sizin içindir." diyorsunuz. Bu, insanın yaşadığı olumsuzluklara bakışını kökten değiştirebilecek kadar güçlü bir cümle. Ancak günümüzde birçok insan yaşadığı başarısızlıkların, mutsuzlukların ve hayal kırıklıklarının sorumluluğunu sürekli dış etkenlerde arıyor. Sizce modern insan, sorunlarıyla cesurca yüzleşmek yerine kolay yoldan mağduriyet duygusuna sığınmayı, hatta abartarak söyleyeyim mağduriyet bağımlısı olmayı mı tercif ediyor?

Evet, hepimiz hayat okulunda öğrenme sürecindeyiz. Kendimize şefkatli davranmalıyız. Bu öz şefkati sağlayabilirsek, merhamet bilincini yükseltiriz. Suçlamak, kendini görmenin önündeki engeldir. Vakit, sorumluluk alma vaktidir. Teninize değen rüzgârın sizden haberi olmadığını mı sanıyorsunuz? Yalnız değilsiniz.


"Çocuk yetiştirmek değil, çocukla birlikte yetişmek gerekir." diyorsunuz. Bugünün anne babalarının çocuk yetiştirmedeki başarısını geçmiş dönem anne babalarının çocuk yetiştirme başarısı ile kıyaslarsak hangi grubun daha başarılı ebeveyn olduğunu düşünürsünüz?

Anne, baba ve anne-baba ilişkisi adı altında, bu üç sistemin de sağlıkla işlemesi gerekir. Arada bir olumsuzluk olduğunda, anlaşılır bir dille çocuğa anlatılmalıdır. Çocuk, süreci anlayamadığında kendisini suçlayabilir. Onunla göz teması kurun ve şefkatle konuşun.

Çocuğunuzu, ileriki zamanlarda aslında sizi düzeltmeye çalışacağı sağlıksız ilişkilere yöneltmeyin. Sevgi bağına en çok ihtiyaç duyduğu süreçler, çocuklara tanıdık gelecektir. Çocuklar gelecekteki ilişkilerini, bakımını üstlenen kişiler üzerinden tekrarlama eğilimindedir. Onlarla sevgi dolu, güvenilir bağlar kurun ve yerine konulmamış eksik parçalar bırakmamaya çalışın. Ayrıca çocuklarınızı durmadan eleştirdiğinizde; sizi sevmeye devam etseler bile, kendilerini sevmekten vazgeçebilirler.


Kitabınızı not ala ala okudum. Öyle tespitler var ki insanın anlam dünyasındaki bir sorunun tam yanıtını oluşturuyor. Bu bana şunu düşündürdü: Bir kalp cerrahı olarak ölümle her gün karşılaşıyorsunuz. Ölüm, size insanın nasıl yaşaması gerektiği konusunda yazarlardan, şairlerden, akademisyenlerden, filozoflardan çok daha güçlü şeyler öğretiyor. Neler söyleyeceğinizi merak ediyorum.

"Akıllıydım, dünyayı değiştirmeye çalıştım. Şimdi bilgeyim, kendimi değiştiriyorum." ve "Kendini bilen, Tanrı’yı bilir." öğretileri, size tanıdık geliyor mu? Evet, başlangıç da, bitiş de sizsiniz. Bu yüzden yol da sizsiniz, yolcu da... Kendinize olan bu yolculuğunuzda, yol göstericiniz daima sevgi olsun. Aslında başlayan ya da biten bir durum da yoktur. Algınızı değiştirirsiniz sadece... "Ölüm dediğin, bir kapıdan çıkıp diğerine girmektir." ifadesi de bunu anlatıyor olabilir mi?

Gerçek ilim, kişinin kendini bilmesidir. Düşünce şeklini değiştirerek, yaşamına yön verebileceğini fark edersin. Ölüm denilen süreçten çok; yaşayıp yaşamadığın seni ilgilendirir. Eğer yaşıyorsan, kimin hayatını yaşıyorsun peki? Ölüme yakın deneyimlerde, bedenle vedalaşma anı tarif edilirken kişiler "rahatladıklarını ve sanki hafiflediklerini" ifade ederler. Peki, o zaman ölümün "korkunç" olduğu algısını kim dayatıyor? Ölmenin değil de, aslında yaşayamamanın sizi düşündürmesi gerekmiyor mu?

Evet, yaşamak... Bilerek, hissederek ve özgürce yaşamak... Etik değerler dikkate alınarak, kişinin benliği ile uyum sağlaması, bilincini genişletmesi ve farkındalığını artırması... Bu yolculukta size eşlik edecek olan bilinç düzeyinizdir. Bu yüzden bilincinizi genişletmeniz ve farkındalığınızı artırmanız çok değerlidir. Enerji yok olmaz, form değiştirir. Vardınız, var olacaksınız... Hatırlayın...


Kitabınızı okurken yalnızca başarılı bir kalp cerrahını değil; insanı farklı disiplinlerden beslenerek anlamaya çalışan, sorgulayan ve düşündüren bir kalemle de karşılaştım. Tıp, felsefe, psikoloji, tasavvuf, etik arasında kurduğunuz bağın dikkat çeken yeni bir yaklaşım olduğunu belirtmeliyim ve bunun için sizi kutlarım. Bu sebeplerle okurlarınızın sizden yeni eserler bekleyeceğine inanıyorum. Sormak istediğim soru şu: Önümüzdeki dönemde sizin kaleminizden yeni eserler beklemeli miyiz? Cevabınız evet ise okurlara bir takvim vermeniz mümkün mü?

Teşekkür ederim. Kitabım geniş kitlelere sevgiyle ulaşsın, tekrar tekrar okunup samimiyetle özümsensin. Bu samimi dokunuşlar, kişinin kendi farkındalığıdır. Bilinç düzeyinize göre farkındalık algısı şekillenir, kişi hazır olduğunda derinleşir. Ortak bilince katkı sağlamak için hazır olunduğunda yeni eserlerim teşekkül edecektir.


Babürhan Bey, bilimsel birikiminizi yalnızca ameliyathanede değil, kaleminiz aracılığıyla da insanlara ulaştırmanız son derece kıymetli. Kalplere Sevgiyle Dokunmaya Devam'ın pek çok okurun yalnızca kalbine değil, düşünce dünyasına da dokunacağına inanıyorum. Eserinizin yolculuğu bol okurlu ve ilham verici olsun.

Teşekkür ederim. Hedefiniz, bir yerlere ulaşmak değil de varlığınızı farkındalıkla taşımaya cesaret etmek olsun. Çünkü hayat, sevgiyle keşfetme ve kendin olabilme cesaretidir.

Yorum bırakın
Toplam Yorum Sayısı 0
Henüz yorum eklenmemiş
İşleminiz Sürüyor, Lütfen Bekleyiniz