Serpil Mungan: "İnsanların çoğunun kendileriyle yüzleştiğini ama gördüklerini reddettiğini düşünüyorum." - Kalan Basım Yayım Dağıtım (Kalan Yayınları)
Serpil Mungan: "İnsanların çoğunun kendileriyle yüzleştiğini ama gördüklerini reddettiğini düşünüyorum."
30 Haziran 2026
Serpil Mungan: "İnsanların çoğunun kendileriyle yüzleştiğini ama gördüklerini reddettiğini düşünüyorum."
OKUNMA : 270

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

Serpil Mungan, şiir kitabı Sessiz Çığlıklar ve romanı Hayallerimizin Yansıması ile okurunu duygu ve hikâyenin farklı katmanlarında dolaştırdı. Şimdi ise Kalan Yayınları etiketiyle yayımlanan Denemeler 1: Sana Seni Kim Verebilir ve Denemeler 2: Kendinden Kaçanlar adlı iki ciltlik çalışmasıyla bu yolculuğu düşüncenin merkezine taşıyor. Bu eser, klasik anlamda yalnızca bir deneme kitabı değildir. Yer yer aforizma, yer yer iç monolog, yer yer felsefi sorgulama, yer yer de insan ruhunun derinliklerine tutulmuş uzun bir aynadır.

Serpil Mungan, okuruna hazır cevaplar sunmak yerine onu kendi iç sesiyle baş başa bırakmayı tercih ediyor. Kitabın merkezinde tek bir soru dolaşıyor: "İnsan neden kendinden uzaklaşır?" Yazar, mutluluk, özgürlük, aşk, yalnızlık, adalet, vicdan, kadın, çocuk, siyaset, eğitim, sevgi ve insan ilişkilerini tek tek ele alırken aslında bütün metin boyunca aynı hakikatin etrafında dolaşıyor: İnsan, kendini bulamadığı sürece hiçbir şeyi gerçekten bulamaz. Bu nedenle Denemeler, yalnızca okunacak değil; altı çizilecek, üzerine düşünülecek, zaman zaman tekrar dönülecek bir eser niteliği taşıyor. Kalan Yayınları'nın düşünce ve edebiyat alanındaki seçkin yayın çizgisine önemli bir katkı sunan bu eserler, okurunu cevap vermekten çok soru sormaya davet ediyor.


Yeni kitaplarınız hayırlı olsun Serpil Hanım. Denemeler 1: Sana Seni Kim Verebilir (202 sayfa) ve Denemeler 2: Kendinden Kaçanlar (214 sayfa). Her ikisindeki değerlendirmeleri çok beğendim. Okuyanların da beğeneceğine inanıyorum. Ben sizi tanıyorum ancak isminizi ilk kez duyacaklar için söyleşimize sizi tanıtarak başlamak istiyorum. Serpil Mungan kimdir?

Merhaba Aslı Hanım. Öncelikle bu güzel duygu, düşünce ve dilekleriniz için size ve kitabımın ortaya dökülmesinde bana destek olan Kalan Yayınları'na ve tüm ekibine teşekkür ederim.

Serpil Mungan, bazen bir çocuk, bazen ise kendini dünyanın sorunları karşısında çaresiz ve çözümsüz hisseden bir yetişkin, bazen anne, bazen anneanne, bazen de annesine bu yaşına rağmen çok düşkün bir evlattır.

Yaşım atmışı bulduğu hâlde hayat karşısında hâlâ şaşıran ve hayattan her gün yeni bir şey öğrenen ve öğrendiğim her şeyle kendime biraz daha yakınlaşan biriyim. Yaşamda hâlâ şaşırdığım insanlarla ve olaylarla karşılaşıyor olsam da artık bunlara eskisi kadar kafa takıp üzülmüyor, her şeyi olduğu gibi kabul ediyorum. Benim için bunu yakalamak hem geç hem de güç olmuş olsa da şimdi bunun verdiği huzuru yaşıyorum.

Mardin'li ve lise mezunuyum. Okumaya ve yazmaya çocukluğumdan beri düşkünüm. Okuyup yazdığım zamanlar hayatı, kendimi, zamanı ve her şeyi unutup kendimi sadece okuyup yazdıklarıma veriyor ve böylelikle mutlu oluyorum.


Serpil Hanım, denemelerinizde sık sık "kendini bulmak" düşüncesine dönüyorsunuz. Fakat insanın kendini bulması, her zaman kendini kabul ettiği anlamına gelir mi? İnsan, kendisiyle yüzleşmeden kendini bulabilir mi; yoksa gerçek yolculuk, insanın hoşuna gitmeyen yanlarını da sahiplenmeye başladığı anda mı başlar? Sizin hayat tecrübeniz bu iki kavram arasında nasıl bir ayrım yapıyor?

Çok güzel bir soruya değindiniz. Sanırım en zor olanı bir insanın kendini gerçekten bulması ve ne olursa olsun bunu kabul etmesi. Sahiplenmeyip de ne yapabilir? Bu durum onda kendisiyle ömür boyu çatışmaya dönüşür. Bulmayan zaten kabul de etmeyecektir. Bulan ise halinden memnunsa bunu yaşayacak, memnun değilse zamanla kendini olduğu gibi kabul edip kendiyle barışacaktır.

İnsanların çoğunun kendileriyle yüzleştiğini ama gördüklerini reddettiğini düşünüyorum. Çünkü insanlar kendilerinden çok başkalarıyla meşgul olup başkalarına özenip başkaları gibi olmaya çalışırlar. Halbuki her insan kendi olduğunda ve hangi koşullar içinde olursa olsun kendi gibi kalmayı başardığında mutlu olabilir. Mutsuzluğun temelinde sevgisizliğin yanında kendini bulamamak ve yaşamamak yatar.

Yazılarımda bir insanın kendini bulup yaşamasını çok işlemiş olsam da bunun kolay olmadığını, hayatın bize her zaman için bu fırsatı sunmadığının da farkındayım. Bir insanın kendini bulması, onaylayıp yaşaması için birçok aşamadan geçmesi gerekir. En başta kendine zaman ayırıp düşünmesi, okuyup araştırması ve tüm bunların yanında biraz da acı çekmesi lazım. Bazen yüzlerce kitaptan öğrenemediğimizi bize yanlış yapıp bizi üzen bir insandan öğrenebiliyoruz. Aynı çizgide yürüyen bir insan ne kendini ne de dünyayı tanıyamaz; o yaşamı boyunca hem kendine hem de hayata acemi gözlerle bakmaya devam eder.


Serpil Hanım, denemelerinizde güven duygusunun yavaş yavaş çözündüğü, insanların birbirine yaklaşırken daha temkinli hâle geldiğini hissettiriyorsunuz. Sizce bu yalnızca bireysel hayal kırıklıklarının sonucu mu, yoksa yaşadığımız çağın sosyolojik bir gerçeği mi?

Ben çok iyi niyetli olduğumdan insanlara onları henüz iyi tanımadan güvenip onlara kendilerinde bulunmayan olumlu özellikler yükledim ve bu huyumu birçok insanda tekrar ettim. İnsanları gözümde abartıyor, onlara mükemmellermiş gibi bakıyordum. Oysa hayatı ve bazı insanları tanıdıkça onların değil mükemmel, vasat bile olmadıkları gerçeğiyle karşılaşıp çok hayal kırıklığı ve bunun yarattığı acıyı yaşadım.

İnsanlara bu kadar güvenmemin temelinde içimde dolup taşan sevgi yatar. Ben herkesi, her şeyi abartılı seven bir kişiliğe sahibim. Ve benim gibi biri güvensizlikten söz ediyorsa neler yaşadığımın hesabını kitaplarımı okuyacak olanlara bırakıyorum.

Ama tüm yaşadıklarıma rağmen insanlara karşı olan ne sevgim ne de güvenim tükenmedi. Sadece daha temkinli olmam ve herkesi aynı kefeye koymamam gerektiğini öğrendim.


Serpil Hanım, her iki kitabınızda da sık sık "kendine geç kalmak" ifadesiyle karşılaşıyoruz. Sanki insanın en büyük pişmanlığının, başkalarına yetişmeye çalışırken kendini ihmal etmesi olduğunu söylüyorsunuz. Geriye dönüp kendi hayatınıza baktığınızda, "İşte burada kendime geç kaldım." dediğiniz bir dönem var mı?

Evet, hem de çok oluyor. Ben çok fedakâr bir insanım. Bu nedenle kendimden çok başkalarını düşündüm. Zamanımı, emeğimi kendimden çok başkalarına verdim. Ve tüm bunların yanında biraz da gençlik rüzgârına kapılıp hayatımla ilgili yanlış kararlar alıp bunların sonuçlarıyla boğuştum ve tüm bu yaşadıklarım hayatıma doğal olarak damga vurdu ve benim kendimi geç tanıyıp geç yaşamama neden oldu.


Denemeler 1'de de *2*'de de sık sık "kendini bulmak", "eksik parça" ve "ait olmak" kavramları iç içe geçiyor. Bu noktada size zor bir soru sormak istiyorum: Sizce insan gerçekten bir başkasını mı sever, yoksa kendisindeki eksik parçayı tamamlayacağını düşündüğü bir hayali mi?

Bir insan sevdiği kişiyi yakından tanıyıp güvenerek seviyorsa onunla kendini bütün hissedip onda aynı zamanda kendini bulup bu sevgiyi ölümsüzleştirebilir. Sevgiyi bir duygu olarak tanımlasak da aslında her sevginin içinde seven ve sevilen insanın karakteri gizlidir.

Ama uzaktan uzağa beğenip iyi tanımadığımız ve gerçek anlamda sevmediğimiz birine biz hayallerimizi yükleyerek aslında o kişiden çok kendimize ve beklentilerimize âşık oluruz. Bu nedenle kendini bulmak, eksik parça ve ait olmak kavramları bazen iç içe bazen de karşımızdaki kişiye göre ayrı ayrı da yaşanabilir.

Ayrıca eksik parça dediğimiz duygu, sevsek de sevilsek de her zaman bize kendini hissettirecektir. Çünkü böyle duyguların gerçek kaynağını bilemediğimizden biz bunu karşı cinsin eksikliği olarak tanımlarız. Mutlu birlikteliği olan insanların da farklı noktalarda eksiği olabiliyor. Zaten yaşamda eksik parça olmasaydı yaşam hepimiz için anlamını ve çabasını kaybedecekti.


Deneme yazılarınızda "kötü insanlar" kadar "iyi insanların saflığı" da eleştiriliyor. Sizce iyi insanlar bazen kötülüğün devam etmesine istemeden katkı sağlıyor mu?

Evet, ne yazık ki istemeyerek de olsa kendilerine zarar verecek ölçüde katkı sağlayabiliyor. Kitaplarımda bu sözüme değinip değinmediğimi hatırlamıyorum ama benim iyi ve kötü insanlarla ilgili böyle bir sözüm var: Kötü insanlar iyi insanları kullanarak kötülük yaparlar. Çünkü kötü insanlar iyi insanlar gibi samimi ve içten davranmazlar. Önceden plan yapar ve bu plana göre insan arayışına çıkarlar. Tabii ki bu sözüm günlük hayatla ilgili.


Sinemada en etkileyici sahnelerden biri, aynı insanın geçmişteki ve bugünkü hâlinin hayali bir karşılaşma yaşamasıdır. Eğer böyle bir sahnede genç Serpil Mungan ile bugünkü Serpil Mungan göz göze gelseydi; birbirlerine sarılırlar mıydı, uzun uzun susarlar mıydı, yoksa birbirlerine itiraz edecek kadar farklı iki insan mı olmuş olurlardı?

Ben saf ve iyi niyetli olduğum için zaman zaman kendime kızsam da bugünkü halimi eski Serpil'e borçluyum. Tabii ki bunu anlamak, kendimle barışıp kendimi affetmek benim için kolay olmadı.

Bu soruyu bana on yıl önce sormuş olsaydınız bunu eski halimi yanıma bile yaklaştırmazdım diye cevaplardım. Oysa şimdi çok acı çekmiş olsam da kendimle barışmayı ve yaşadıklarımı kabul etmeyi öğrendim. Çünkü hayatta yaşanılan her olay, karşılaştığımız her yanlış insan bizim için deneyim olduğundan başlangıçta bizi kendimizden koparsa da sonradan bizi kendimize daha iyi tanıtıp tekrar özümüze geri götürür. Bunu başta kabul etmeyip kendimizle kavga etsek de zamanla olgunlaşıp bazı şeyleri yaşamanın kaçınılmaz olduğu gerçeğiyle karşı karşıya geliriz.

Beni kendimle tanıştıran ve bana kendimi bulduran etkenlerin arasında, en başta hayatıma istemeyerek aldığım yanlış insanların bana çektirdikleri oldu. Bu insanlar olmasaydı ben belki hâlâ kendisi için hiçbir yol almayan o saf Serpil olarak kalacaktım. Bu nedenle bazı insanlara kızmak yerine bize hayatı öğrettikleri için teşekkür etmek gerekir.


Serpil Hanım, düşünelim ki büyük bir yangın çıktı; şiirleriniz, romanlarınız ve denemeleriniz dâhil bugüne kadar yazdığınız bütün eserler yok oldu. Geriye yalnızca tek bir cümlenizi kurtarma şansınız var. O cümle, insanlığa sizi anlatacak tek miras olacak. Hangi cümlenizin sonsuza kadar yaşamasını isterdiniz?

"Hiç kimseye size düşman olacak kadar zarar vermeyin." Bu cümleyi yalnız iyi insanları korumak için değil, aynı zamanda kötü insanları da korumak için yazdım. Çünkü her insan saf ve iyi niyetli olmadığından ve affedemeyeceğinden, aynı zamanda acılar insanı değiştirebileceğinden, bazen bir insan ona yapılan haksızlıkların ve yanlışların bedelini ona bunları yaşatanlara hiç ummayacakları bir şekilde ödeterek onların hayatını karartabilir.


Serpil Hanım, Denemeler 1 ve Denemeler 2 'yi okuduğum için sevinçliyim. Yazılarınız, yalnızca cevaplar veren değil; okurun zihninde yeni sorular doğuran metinler. Edebiyatın en kalıcı tarafı da belki budur. Kaleminizin aynı içtenlik ve cesaretle yeni yolculuklara eşlik etmesini diliyorum.

Aslı Hanım, bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyor, iyi çalışmalar diliyorum. Sevgilerimle…

Yorum bırakın
Toplam Yorum Sayısı 0
Henüz yorum eklenmemiş
İşleminiz Sürüyor, Lütfen Bekleyiniz