BURÇİN KAHRAMAN: Yazmanın her türlüsü yaşanmaya değer şeylere atılan bir imza niteliği taşır. - Kalan Basım Yayım Dağıtım (Kalan Yayınları)
BURÇİN KAHRAMAN: Yazmanın her türlüsü yaşanmaya değer şeylere atılan bir imza niteliği taşır.
3 Temmuz 2026
BURÇİN KAHRAMAN: Yazmanın her türlüsü yaşanmaya değer şeylere atılan bir imza niteliği taşır.
OKUNMA : 108

SÖYLEŞİ: Aslı Kemal Gürbey

Köklü bir yayınevi olan Kalan Yayınları etiketiyle okurla buluşan Aşk Ney'di, Burçin Kahraman'ın, ilk romanı Sevginin Romanında başlayan hikâyeyi daha derin bir felsefi zemine taşıdığı etkileyici bir eserdir. Roman, yalnızca Tarık ile Nermin'in imkânsız görünen aşkını değil; aşkın ahlakla, vicdanla, fedakârlıkla ve insanın iç dünyasıyla kurduğu ilişkiyi sorgular. Ruhsal bağın fiziksel yakınlıktan daha güçlü olabileceğini savunan eser, "gerçek aşk sahip olmak mıdır, yoksa korumak mı?" sorusunu okurun zihnine bırakırken; ney metaforunu tasavvufi ve sembolik bir anlatım dili olarak kullanarak aşkı insanı olgunlaştıran, dönüştüren ve sınayan bir yolculuk şeklinde ele alır. Güçlü karakter çözümlemeleri, manevi derinliği ve felsefi alt metniyle Aşk Ney'di, modern aşk anlatılarından ayrılan, uzun süre etkisini sürdüren düşündürücü bir roman olarak dikkat çekmektedir.

Merhaba Burçin Hanım. Yeni kitabınız hayırlı olsun. Sanırım eserinizi ilk okuyanlardan biri benim. Sizi tanıyarak söyleşimize başlamak isterim. Burçin Kahraman kimdir?

Öncelikle kitabımı okuduğunuz ve asıl önemlisi, anlatmak istediğim ana düşünceyi anlayarak bu kadar güzel ifade ettiğiniz için teşekkür ederim.  4.4.1977 yılında Ankara’da doğdum. Hacette Üniversitesi İstatistik bölümünü dördüncü olarak bitirdikten sonra aynı bölümde Veri Madenciliği üzerine yüksek lisansımı da başarıyla tamamladım. Yirmi altı yıl boyunca Bilişim Uzmanı olarak büyük bir Devlet Kurumu’nda tüm Türkiye’ye hitap eden yazılımlar yaptıktan sonra, 2025 yılının Ocak ayında emekli oldum ve yazma serüvenim de bu vesile ile başlamış oldu. Küçüklüğümden beri şiir yazmaya meraklıydım ve birçok şiirim vardı ama roman türünde ilk eserim olan Sevginin Romanı’nı aynı yılın sonuna doğru tamamladım. Hemen akabinde sizin de dediğiniz gibi ilk kitabımda giriş yaptığım temayı, felsefi ve manevi boyutlar katmak suretiyle derinleştirerek Aşk Ney’di ‘yi tamamladım.   

Kanaatimce her eser, toplumsal ya da kişisel bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar; sebepsiz yazılan metin yoktur. Aynı şekilde her yazarın da kalemi eline alırken bilinçli ya da sezgisel bir yönelimi, bir derdi, bir amacı bulunduğuna inanıyorum. Bu çerçevede sormak istiyorum. Bu kitabı kaleme almanıza yol açan temel ihtiyaç neydi?

Çok güzel bir soru. Teşekkür ederim. Yazmak, söz söylemek gibi değildir. Bir insan, sözü söylemek yerine yazmayı tercih ediyorsa bilin ki kalıcı bir iş yapmak niyetindedir. Bir konuda çabası var demektir. Yazmanın her türlüsü yaşanmaya değer şeylere atılan bir imza niteliği taşır. Sahibinin bir nevi hayattaki tekillik izidir. Bunu “düşündüm, söyledim ve söylediğimi imzaladım” demektir. Bu anlamda yazmak, benim hayatımın her döneminde önem verdiğim bir eylem oldu. Kitaplarımı kaleme almamdaki en büyük sebep ise unutulmaya yüz tutmuş, unutulmaktan öte değersizleştirilir olmuş birtakım kıymetli kavramlara hak ettikleri değeri verme çabamdır. Çünkü bu kavramların insan hayatındaki yeri yadsınamayacak kadar büyüktür. Bu kıymetlerin her insanın özünde doğuştan var olması itibari ile kolay ulaşılabilir olarak algılanıp fütursuzca harcanması yerine, onları koruyarak, sahip çıkarak çoğaltıp, insanlığa katacağı nimetlerinden faydalanılması gerektiğini anlatmak ihtiyacı, kitap yazmamdaki en temel nedendir.

"Aşk Ney'di?" sorusu roman boyunca yalnızca romantik bir soru olarak kalmıyor; aynı zamanda insanın varoluşunu sorgulayan metafizik bir soruya dönüşüyor. Siz gerçek aşkı nasıl tarif edersiniz?

Aşk, tüm benliği arzulardan, heves ve hevadan kısacası öze yüklenmiş gereksiz bütün yüklerden temizleyerek olması gereken hal ve tavırlarla donatarak sahibine ulaştıran çekim gücü yüksek, yüce bir duygudur. Temelinde sürekli bir özlem vardır. Bu özlem, kalpteki aşk ateşini besleyen rüzgâr gibidir. Aşkı harlayan bu özlem, onun kaynağına duyduğu bağlanmadan kaynaklanır.

Romanın ilerleyen bölümlerinde Tarık'ın ney ile kurduğu ilişki, yalnızca bir müzik aleti çalmaktan çıkıp ruhunun dili hâline geliyor. Neyi özellikle seçmenizin arkasında ne olduğunu merak ediyorum?

Aslında ben romanlarımda hiçbir şeyi seçmem, hiçbir şeye önceden karar vermem. Akış içinde her şey birbirine bağlanır. Ney’i de ben seçmedim. Tarık’ın doktoru onu tedavi edemeyeceğini anlayınca ney çalarak ruhuna dokunmak istedi ve bunu da başardı. Çünkü çok eski dönemlerden beri ney ile ruhsal tedavilerin yapıldığı bilinmektedir. Ney sesinin kalp ritmi ve nabız üzerinde olumlu etkileri olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sanırım bilinçaltım bu yüzden ney’i seçti. Ancak buradaki asıl önemli konu, Tarık’ın bedenin etkisinden kurtulup aşkın kendisi olarak döndüğü o hastane odasında, Nizam’ın ney benzetmesi üzerine, ney ile kalplere girebileceğinin farkına varması ve bunu sonraki zamanlarda ustaca kullanarak gönülleri yeni baştan inşa etmesidir.

Sizce bugün Tarık ve Nermin gibi iki insan sosyal medya çağında yaşasaydı aşkları daha mı kolay olurdu, yoksa daha mı hızlı tükenirdi?

Tarık ve Nermin sosyal medya çağında yaşıyorlardı. Hatta birbirleri ile görüntülü konuşarak aşklarını yaşamayı tercih etmişler, farklı bir iletişime ihtiyaç duymamışlardı. Ruhen iletişim halindeydiler, dünyevi iletişimi de görüntülü konuşarak sağlıyorlardı. Bu aslında şu demek; ruh iletişimi kurmayı başarabilenler gerçek aşkı yaşayanlardır. Aşk dediğimiz olgu tamamen ruh kaynaklıdır. Bedene sirayet eden kısmında beyin sayesinde birtakım kimyasal reaksiyonlar gerçekleşse de aşkın gerçek yüzü ruhta gizlidir. Ruhun özlemi aşkı doğurur. Ruhun ruha özlemi değil, ruhun kaynağına olan özlemi… Aşkı gerçek manada bulan insan hangi çağda yaşarsa yaşasın, onu korumayı tercih etmişse asla tükenmesine izin vermez.

Yazarların birbirinden ilham aldığı söylenir. Şunu merak ediyorum: İlham aldığınız yerli veya yabancı yazarlar var mıdır? Varsa, onların hangi yönleri sizi etkiledi?

Cumhuriyet dönemi yazarlarının gerek edebi tekniklerini gerekse anlatım güçlerini her zaman takdir ettim ve örnek almak için uğraştım. Olaydan ziyade kavram anlatımlarının zenginliğine, somut ve tekdüze akışlar yerine soyutu kullanarak kurguyu renklendirmelerine hep hayran kalmışımdır. Onların kitaplarını okurken beynime yansıyan görüntüler, sanki ben yaşamışım gibi daima canlıdır ve her hatırlanışta heyecan verir. Reşat Nuri Güntekin’in her eserini defalarca okumuşumdur. En çok sevdiğim yönü, betimlemelerinin canlılığı, seçtiği karakterlerin özlem uyandıran kişilikleri, seçtiği konuların etkileyiciliği ve kullandığı dilin yalınlığıdır. Halide Edip Adıvar’ın en sevdiğim yönü, kavram anlatımlarının zenginliğidir. An kadar kısa bir zaman dilimini öyle başarı ile anlatır ki siz o anın içinde kaybolduğunuzu hissedersiniz. Dili de özellikle bazı romanlarında çok akıcı ve temizdir. Refik Halit Karay’ın en sevdiğim yönü ters köşe yapan şaşırtıcı finalleridir. Anlatımının akıcılığı ve yaşadığı yerleri çok güzel tanıtan tasvirleridir. Bir de Orhan Kemal var. Orhan Kemal’in de bütün eserlerini okudum. En beğendiğim yönleri; yalın anlatımı ve diyaloglarının tekrar ediyor hissi vermesine rağmen akıcılığı ve doğallığıdır. Seçtiği konular ve karakterlerle yokluğu, cahilliği, sınıf farklılıklarını en doğal biçimde eleştirerek çözüm üretici yaklaşımlara bağlamasıdır.

Burçin Hanım; her insanın edebiyatı ve yazarlığı tanımlama biçimi farklıdır; kimine göre yazar, duygulara tercüman olan biridir, kimine göre topluma ayna tutan ya da değişimi tetikleyen bir düşünürdür. Peki, sizce yazar kimdir, onun en temel sorumluluğu nedir?

Yazarlık; duygularımızı canlandıran, hissiyatımızı kuvvetlendiren, dimağımızı açan, düşüncelerimizi olumlu yönde geliştiren temel bir sanat dalıdır. Yazar topluma ayna tutan bir düşünür de olabilir, yazdığı kurgularla insanlara farklı alemlerde deneyim yaşatan, onlara tatmadığı duyguları hissettiren, eğlendiren bir kalem ehli de olabilir. Ancak ne olursa olsun yazarın temel sorumluluğu insanlığı güçlendirmek, insan olmayı pekiştirmektir.

Geçmiş dönem Türk edebiyatı ile günümüz edebiyatını karşılaştırdığınızda; tema, dil, anlatım teknikleri ve okurla kurulan ilişki açısından nasıl bir dönüşüm gözlemliyorsunuz? Sizce bu değişim bir ilerleme mi, yoksa bir kopuş mu ifade ediyor?

Geçmiş dönem Türk edebiyatı benim fikrimce, geliştiği ortam itibari ile köklenmeye zemin bulmuş ve bu sayede daha güçlü gelişmiştir. Bir olgunun ya da bir kavramın gelişebilmesi için en önemli unsur ortamdır. Ortam, bir üretim için ne kadar elverişli ise verim de o kadar kuvvetli olur. Yukarda da bahsettiğim üzere bilhassa Cumhuriyet dönemi her yönden gelişimin esas alındığı ve desteklendiği bir dönem olması itibari ile Türk edebiyatına da olumlu katkılarda bulunulan bir dönem olmuştur. O dönem verilen eserler günümüzde hâlâ değerini korumaktadır. Günümüzde ise gerek sosyal medya gerek dijital oyunlar gibi görselliğe dayalı unsurların etkisinden dolayı insanlar her şeyi çabuklaştırma ihtiyacındalar diye düşünüyorum. Derine dalıp uzun uzun düşünmek, fikir yürütmek yerine daha sığ ve yüzeysel olmayı tercih ediyorlar. Bu durum haliyle yazılan kitaplara da yansıyor. Anlatım dili basit, somut olayların anlatıldığı, soyutlama, sembolleştirme gibi kavramların kullanmadığı sanki bir pencereden arka bahçedeki bir ailenin yaşantısını izliyormuş hissi veren düz yazınlar popülerleştiriliyor. Sosyal medyayı iyi kullanan yazarlar, sadece kattıkları görsellik sebebi ile kitaplarına ilgi oluşturabiliyorlar. Bu elbette ki bir ilerleme değildir ama bir kopuş da değildir. Sadece ihtiyaca cevap verme durumudur. Bir nevi talebe göre arz oluşturmaktır. Doğru mu derseniz? Bana göre yanlıştır. Toplumları etkileyen unsurlarda biraz da bu işi bilenlerin, senelerini vererek tecrübe sahibi olanların, doğruyu yanlıştan ayırarak toplum yararını düşünen yetkililerin, yönlendirici, doğru olanı destekleyici pozisyonda olması gerekir. Yoksa kaliteden ödün verilmeye başlanır.   

Yorum bırakın
Toplam Yorum Sayısı 0
Henüz yorum eklenmemiş
İşleminiz Sürüyor, Lütfen Bekleyiniz