"Bir şehir dolusu insanın içinde tek kişilik bir sessizlik taşıdım."
Cihan Eksilmez'in hayatı dışarıdan bakınca normaldir. Bir şehir… bir rutin… birkaç insan… birkaç konuşma… birkaç suskunlu...
"Bir şehir dolusu insanın içinde tek kişilik bir sessizlik taşıdım."
Cihan Eksilmez'in hayatı dışarıdan bakınca normaldir. Bir şehir… bir rutin… birkaç insan… birkaç konuşma… birkaç suskunluk. Ama bazı hayatlar, dışarıdan "normal" görünürken içeride bambaşka bir şey yaşar: İnsan kendi içinde yavaş yavaş çöküyordur. Bu roman, Cihan'ın iç dünyasına açılan bir kapı. Orada zaman başka türlü işler. Bir cümle yıllar sürebilir, bir sessizlik çocukluğa kadar uzanabilir, bir bakış insanın kalbinde ömür boyu yankılanabilir. Cihan; sevmeye çalıştıkça kırılan, iyileşmeye çalıştıkça daha çok yaralanan, kendini tamamlamaya çalıştıkça eksilen bir adamdır. Çünkü bazı insanlar hayatta kalmak için büyümez. Azalır. Modern insanın yalnızlığı artık bir duygu değil; bir yaşam biçimi gibidir: kalabalıkların içinde kaybolmak, güçlü görünmek zorunda kalmak, kimseye anlatamamak… ve en kötüsü: insanın kendi içinde bile kendine yer bulamaması. Cihan'ın geçmişi susar ama izleri konuşur. Kalp kırıklıkları geçmez, sadece şekil değiştirir. İnsan her defasında yeniden "tamamlanacağını" sanır… Sonra bir gün fark eder: Tamamlanmak diye bir şey yoktur. Sadece eksilmenin farklı biçimleri vardır. Eksilenler Cemiyeti, bir adamın hikâyesi gibi başlar… ama okudukça şunu anlarsın: Bu roman, herkesin içinde sakladığı o parçalanmış yere dokunur. Ve en tehlikeli soruyu sorar: İnsan ne zaman kaybolur? Gittiğinde mi… yoksa herkesin içindeyken bile artık kendinde olmadığında mı?